Şubat 10, 2007 - SANA BAKMAK
SANA BAKMAK
Herşey yapılabilir
Bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela.
Altına konulabilir
Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
Sallanan bir masanın.
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine..
Bir beyaz kağıda
Herşey yazılabilir,
Senin dışında..
Güzelliğine benzetme bulmak zor,
Sen iyisimi sana benzemeye çalışan
Herşeyden:
Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.
Belki tabiattadır çaresi
Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..
Ve benim
Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..
Anlarım bitkiden filan
Ama anlatamam
Toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok..
Köklerim içimde gizlidir
Gelen giden, açan soran, bere budak yok
Bir şiir istersin
"içinde benzetmeler" olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar
Güzel birşey yok
Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım..
Olan olmayan, acıtan sancıtan..
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları
Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Severadım gelirdim
Gözlerinin mercan maviliğine..
Sana bakmak
Suya bakmaktır..
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktır..
Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar..
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvan değil tüccarlardır
Sen öyle göz,
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktır..
Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar
Verdiğim bütün sözler
Sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz..
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz
Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır.
Her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır..
gördüğün suretten utanmak..
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır..
sana bakmak
Allah’a inanmaktır.
YILMAZ ERDOGAN
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Şubat 10, 2007 - YAĞDIKÇA
YAĞDIKÇA
Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul
Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım
Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden
Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım
Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?
Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım
Ben giderken ençok seni götürdüm
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı
Ben...
Yağmur...
Ağladım...
YILMAZ ERDOGAN
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 6, 2007 - GÖZLERİN
GÖZLERİN Gözlerin gözlerin gözlerin ister hapisaneme, ister hastaneme gel, gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte, şu mayıs ay sonlarında öyledir işte Antalya tarafında ekinler seher vakti. Gözlerin gözlerin gözlerin kaç defa karşımda ağladılar çırılçıplak kaldı gözlerin altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak, fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar. Gözlerin gözlerin gözlerin, gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün sevinçli bahtiyar alabildiğine akıllı ve mükemmel dillere destan bir şeyler oluyor dünyaya sevdası insanın. Gözlerin gözlerin gözlerin, sonbaharda öyledir işte kestanelikleri BursaÕnın ve yaz yağmurundan sonra yapraklar ve her mevsim ve her saat İstanbul. Gözlerin gözlerin gözlerin, gün gelecek gülüm, gün gelecek, kardeş insanlar birbirine senin gözlerinle bakacaklar gülüm, senin gözlerinle bakacaklar.
*** Yıldızlar yandı Sizi seviyorum. Gece uyandı Sizi seviyorum. İki yüreğimiz iki insandı Sizi seviyorum Bizden aynı iki insan. Ne kadar benziyorlar size Ne kadar benziyorlar bana Ne kadar bize benzemiyorlar. Bizden iyi Bizden çocuk Bizden cesur. Biz yüreklerimizden çok akıllıyızdır, Hesaplı ve fitne fücur. Şüphe eden biziz, inanan biz, İhtimaller ve korkular bizim içindir Hasret bizim için. Ve hattâ biziz ağlayan ve gülen. Yüreklerimize bühtan etmeyelim, Sevmekten gayrı şey bilmez yüreklerimiz.
Gözümün nuru canım sultanım Sizi seviyorum, Piraye Hanım Sizi seviyorum.
*** Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi, Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz, Telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi, Seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi. İstanbulÕda yumuşacık kararırken ortalık İçimde kımıldanan bir şeyler gibi, Seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!" der gibi.
*** Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi Senin sayende. Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor Senin sayende. Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı. Yüreğimin çalışı senin sayende. En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi Senin sayende. Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu Bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende Senin sayende, içeri sokmuyorum En yumuşak urbalarını giyip Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü.
NAZIM HİKMET RAN
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 6, 2007 - SEVMEK
MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ O, mavi gözlü bir devdi, minnacık bir kadını sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruli hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin yapamazdı yapısını çalamazdı kapısını bahçesinde ebruli hanımeli açan evin. O, mavi gözlü bir devdi, minnacık bir kadını sevdi. Mini minnacıktı kadın, rahata acıktı kadın, yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruli hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz, bahçesinde ebruli hanımeli açan ev.
NAZIM HIMET RAN
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 6, 2007 - TARANTA-BABUYA BEŞİNCİ MEKTUP
TARANTA-BABUYA BEŞİNCİ MEKTUP Görmek işitmek duymak düşünmek ve konuşmak koşmak alabildiğine başı dolu başı boş koş- -mak... Hehehey TARANTA-BABU hehehey yaşamak ne güzel şey anasını sattığımın yaşamak ne güzel şey... Düşün beni Kollarım, senin üç çocuk doğurmuş geniş kalçalarındayken... Düşün sıcak... Düşün kara bir taşa damlıyan çırılçıplak bir su sesini... İstediğin yemişin rengini, etini, adını düşün... Gözdeki tadını düşün kıpkırmızı güneşin yemyeşil otun ve koskocaman masmavi bir çiçek gibi açan ay ışığının... Düşün TARANTA-BABU! insan oğlunun yüreği kafası kolu yedi kat yerin altından çekip çıkarıp öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki kara toprağı bir yumrukta yere serebilir, yılda bir veren nar bin verebilir. Ve dünya öyle büyük, öyle güzel öyle sonsuz ki deniz kıyıları her gece hepimiz yan yana uzanıp yaldızlı kumlara yıldızlı suların türküsünü dinleyebiliriz... Yaşamak ne güzel şey TARANTA-BABU yaşamak ne güzel şey... Anlıyarak bir usta kitap gibi bir sevda şarkısı gibi duyup bir çocuk gibi şaşarak YAŞAMAK... Yaşamak: birer birer ve hep beraber ipekli bir kumaş dokur gibi... Hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi YAŞAMAK... YAŞAMAK... Ne acayip iştir ki bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU bugün bu "bu inanılmayacak kadar güzel" bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey: böyle zor bu kadar dar böyle kanlı bu denlü kepaze...
NAZIM HIMET RAN
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 6, 2007 - YASAMAYA DAİR
YAŞAMAYA DAİR 1 Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derecede, öylesine ki, meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından.
NAZIM HIKMET RAN
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 6, 2007 - SICAKLARDA
SICAKLARDA Bu sıcaklarda seni düşünüyorum çıplaklığını boynunu bileklerini minderde ak bir kuş gibi yatan ayağını senin söylediklerini.
Bu sıcaklarda seni düşünüyorum bilmiyorum aklımda en çok kalan ne gözümün önüne gelen boynun mu bileklerin mi çıplak ayağın mı bana benim olurken söylediklerin mi?
Bu sarı sıcaklarda seni düşünüyorum bu sarı sıcaklarda bir otel odasında seni düşünüp yalnızlığımı soyunuyorum biraz da ölüme benzeyen yalnızlığımı.
NAZIM HİKMET RAN
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 6, 2007 - ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN
SİMAVNE KADISI OĞLU ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN 14 Yağmur çiseliyor, korkarak yavaş sesle bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor, beyaz ve çıplak mürted ayaklarının ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor, Serezin esnaf çarşısında, bir bakırcı dükkânının karşısında Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor. Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir. Ve yağmurda ıslanan yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor. Serez çarşısı dilsiz, Serez çarşısı kör. havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
NAZIM HİKMET RAN
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Aralık 23, 2006 - HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
'Yaşayanlar bir gün ölür'
elbette
ağaçlarla
balıklarla
kuşlarla ben
âmenna
'ağlayanlar bir gün güler'
elbette
uyanmakla
anlamakla
bilmekle ben
âmenna
'kısa çöp uzun çöpten hakkını alır'
elbette
direnmekle
kurtulmakla
barışla ben
âmenna
öyle bir yerdeyim ki
ne karanfil
ne kurbağa
öyle bir yerdeyim ki
biryanım maviyosun
dalgalanır sularda
biryanım çocuk parkı
çığlıkçığlığa
öyle bir yerdeyim ki
anam gider allah allah
dölüm düşmüş sokağa
dostum dostum güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker biryanımız
bir yanımız bahar bahçe
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞCESİNE
Kategoriler
Arkadaşlarım
|