___---68---___

Şubat 10, 2007 - SANA BAKMAK

SANA BAKMAK

 

Herşey yapılabilir

Bir beyaz kağıtla

Uçak örneğin, uçurtma mesela.

Altına konulabilir

Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için

Sallanan bir masanın.

Veya şiir yazılabilir

Süresi ötekilerden kısa

Bir ömür üzerine..

 

Bir beyaz kağıda

Herşey yazılabilir,

Senin dışında..

Güzelliğine benzetme bulmak zor,

Sen iyisimi sana benzemeye çalışan

Herşeyden:

Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.

Belki tabiattadır çaresi

Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..

Ve benim

Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..

Anlarım bitkiden filan

Ama anlatamam

Toprağın güneşle konuşmasını

Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

 

Sen bana ışık ver yeter

Bende filiz çok..

Köklerim içimde gizlidir

Gelen giden, açan soran, bere budak yok

Bir şiir istersin

"içinde benzetmeler" olan

Kusura bakma sevgilim

Heybemde sana benzeyecek kadar

Güzel birşey yok

 

Uzun bir yoldan gelen

Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum

Yaralı yarasız sevdalardan geçtim

Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu

Herşeyi anlattım..

Olan olmayan, acıtan sancıtan..

Bilsem ki sana varmak içindi

Bütün mola sancıları

Bütün stabilize arkadaşlıklar

Daha hızlı koşardım

Severadım gelirdim

Gözlerinin mercan maviliğine..

 

Sana bakmak

Suya bakmaktır..

Sana bakmak

Bir mucizeyi anlamaktır..

 

Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır

Aşk sorgusunda şahanem

Yalnız kelepçeler sanıktır

Ne yazsam olmuyor

Çünkü bilenler hatırlar..

Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar

Bahçıvan değil tüccarlardır

Sen öyle göz,

Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı

Sen teninde cennet kayganlığı iken,

Sana şiir yazmak ahmaklıktır..

 

Bir tek söz kalır

Dişlerimin arasından

Ben sana gülüm derim

Gülün ömrü uzamaya başlar

 

Verdiğim bütün sözler

Sende kalsın isterim

Ben sana gülüm derim

Gül sana benzediği için ölümsüz..

Yazdığım bütün şiirler

Sana başlayan bir kitap için önsöz

 

Sana bakmak

Bir beyaz kağıda bakmaktır.

Her şey olmaya hazır

sana bakmak

suya bakmaktır..

gördüğün suretten utanmak..

sana bakmak

bütün rastlantıları reddedip

bir mucizeyi anlamaktır..

sana bakmak

Allah’a inanmaktır.

 

                                                  YILMAZ ERDOGAN

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Şubat 10, 2007 - YAĞDIKÇA

YAĞDIKÇA

 

Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,

Kavim göçlerinden bu yana ağlayan

Ve durmadan

Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler

Çalan, çaldıran, yakalatan

Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

 

Şehre bir yağmur yağdı

Ben ağladım

 

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan

Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses

Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır

Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden

Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk

sipariş edildi yeniden

 

Bir şehre yağmur yağdı

Ben ağladım

 

Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında

Hangisi talandı demli öpücüklerin

Ve buğularda yitirilen kimin adıydı

Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu

Soyulur muydu kabuğu hayatın

Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

 

Yağmur şehre bir yağdı

Ben ağladım

 

Ben giderken ençok seni götürdüm

Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları

Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı

Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası

Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi

Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

 

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı

Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı

Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

 

Ben...

Yağmur...

Ağladım...

 

                                                                     YILMAZ ERDOGAN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ocak 6, 2007 - GÖZLERİN

GÖZLERİN
Gözlerin gözlerin gözlerin
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ay sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.
Gözlerin gözlerin gözlerin
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler oluyor dünyaya sevdası insanın.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri BursaÕnın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.
Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
 

***
Yıldızlar yandı
Sizi seviyorum.
Gece uyandı
Sizi seviyorum.
İki yüreğimiz iki insandı
Sizi seviyorum
            Bizden aynı iki insan.
Ne kadar benziyorlar size
Ne kadar benziyorlar bana
Ne kadar bize benzemiyorlar.
Bizden iyi
            Bizden çocuk
                        Bizden cesur.
Biz yüreklerimizden çok akıllıyızdır,
             Hesaplı
                        ve fitne fücur.
Şüphe eden biziz, inanan biz,
İhtimaller ve korkular bizim içindir
            Hasret bizim için.
Ve hattâ biziz ağlayan ve gülen.
Yüreklerimize bühtan etmeyelim,
Sevmekten gayrı şey bilmez yüreklerimiz.

Gözümün nuru canım sultanım
Sizi seviyorum,
Piraye Hanım
Sizi seviyorum.
 

***
Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
            Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
            Telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
Seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbulÕda yumuşacık kararırken ortalık
            İçimde kımıldanan bir şeyler gibi,
Seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!" der gibi.
 

***
Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi
                                    Senin sayende.
Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor
                                    Senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.
En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
                                    Senin sayende.
Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu
                                    Bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Senin sayende, içeri sokmuyorum
                                En yumuşak urbalarını giyip
Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü.

 

 

 

NAZIM HİKMET RAN

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ocak 6, 2007 - SEVMEK

MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ
O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadını sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
                                         bahçesinde ebruli
                                            hanımeli
                                               açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev
ve elleri öyle büyük işler için
                                     hazırlanmıştı ki devin
yapamazdı yapısını
                                    çalamazdı kapısını
                                    bahçesinde ebruli
                                    hanımeli
                                              açan evin.
O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadını sevdi.
Mini minnacıktı kadın,
rahata acıktı kadın,
                          yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
                                     bahçesinde ebruli
                                     hanımeli
                                              açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz,
                                          bahçesinde ebruli
                                                  hanımeli
                                                             açan ev.

 

 

NAZIM HIMET RAN

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ocak 6, 2007 - TARANTA-BABUYA BEŞİNCİ MEKTUP

TARANTA-BABUYA  BEŞİNCİ MEKTUP
Görmek

       işitmek
            duymak
                 düşünmek
                       ve konuşmak
koşmak alabildiğine
başı dolu
       başı boş
koş-
      -mak...
Hehehey TARANTA-BABU
                                         hehehey
yaşamak ne güzel şey
                      anasını sattığımın
                               yaşamak ne güzel şey...
Düşün beni
Kollarım, senin üç çocuk doğurmuş
                                  geniş kalçalarındayken...
Düşün sıcak...
Düşün kara bir taşa damlıyan
                                      çırılçıplak
                                           bir su sesini...
İstediğin yemişin
                  rengini, etini, adını düşün...
Gözdeki tadını düşün
kıpkırmızı güneşin
                       yemyeşil otun
                              ve koskocaman
                                      masmavi bir çiçek gibi açan
                                                   ay ışığının...
Düşün TARANTA-BABU!
insan oğlunun yüreği
                           kafası
                                kolu
yedi kat yerin altından
                          çekip çıkarıp
öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki
kara toprağı bir yumrukta yere serebilir,
yılda bir veren nar
                       bin verebilir.
Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
            öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
              yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
yıldızlı suların
             türküsünü dinleyebiliriz...
Yaşamak ne güzel şey
                        TARANTA-BABU
                                             yaşamak ne güzel şey...
Anlıyarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
                         YAŞAMAK...
Yaşamak:
birer birer
          ve hep beraber
                  ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
            sevinçli bir destan
                               okur gibi
                                   YAŞAMAK...
YAŞAMAK...
Ne acayip iştir ki
                           bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU
bugün bu
"bu inanılmayacak kadar güzel"
bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey:
böyle zor
bu kadar
            dar
böyle kanlı
            bu denlü kepaze... 
 

 

NAZIM HIMET RAN

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ocak 6, 2007 - YASAMAYA DAİR

YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                                 bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                                     yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
                          beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                                        insanlar için ölebileceksin,
                          hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                                   hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                                   hem de en güzel, en gerçek şeyin
                                             yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
            hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
              ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                      yaşamak, yani ağır bastığından.

 

 

 

NAZIM HIKMET RAN

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ocak 6, 2007 - SICAKLARDA

SICAKLARDA
Bu sıcaklarda seni düşünüyorum
çıplaklığını
boynunu bileklerini
minderde ak bir kuş gibi yatan ayağını
senin söylediklerini.

Bu sıcaklarda seni düşünüyorum
bilmiyorum aklımda en çok kalan ne
gözümün önüne gelen
boynun mu bileklerin mi
çıplak ayağın mı
bana benim olurken söylediklerin mi?

Bu sarı sıcaklarda seni düşünüyorum
bu sarı sıcaklarda bir otel odasında seni düşünüp
 yalnızlığımı soyunuyorum
biraz da ölüme benzeyen yalnızlığımı.
 

 

NAZIM HİKMET RAN

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ocak 6, 2007 - ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN

SİMAVNE KADISI OĞLU 
ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN
14
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
                                   çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

 

 

 

NAZIM HİKMET RAN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Aralık 23, 2006 - HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL


AMENNA

'Yaşayanlar bir gün ölür'
                          elbette
ağaçlarla
balıklarla
kuşlarla ben
             âmenna

'ağlayanlar bir gün güler'
                        elbette
uyanmakla
anlamakla
bilmekle ben
             âmenna

'kısa çöp uzun çöpten hakkını alır'
                      elbette
direnmekle
kurtulmakla
barışla ben
          âmenna

öyle bir yerdeyim ki
                 ne karanfil
                 ne kurbağa
öyle bir yerdeyim ki
biryanım maviyosun
           dalgalanır sularda
biryanım çocuk parkı
                 çığlıkçığlığa
öyle bir yerdeyim ki
            anam gider allah allah
            dölüm düşmüş sokağa

dostum dostum güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
         bu ne çıldırtan denge
yaprak döker biryanımız
                 bir yanımız bahar bahçe


Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞCESİNE

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım